Grup: TÜM SATICILAR BİRLİĞİ
Konu: ÜSTADLAR İLE SOHBET - MOTIVE UP SERIES | 1
Değerli grup üyelerimiz merhaba,

"Motivasyonel Diriliş Serisi" ilk etkinliği ile önümüzdeki hafta başlıyor. Detaylar aşağıdaki gibidir. Her türlü sorunuz için beni şahsi hattımdan arayabilirsiniz. Katılımcı sayısındaki üst sınır etkinlik kalitesi ve verim içindir, şimdiden anlayışınız için teşekkür ederim.


- ÜSTADLAR İLE KARİYER SOHBETLERİ -


“ SATIŞ KUMAR DEĞİLDİR “


Ana Konuşmacı - Üstad : Sn. Hakan ÖMER GİDER | Eğitmen, Yazar, Akademisyen

Misafir Konuşmacı: Sn. Ercan TELCİ | Satış Eğitmeni, Motivasyon Konuşmacısı

Moderatör : Sn. Ergun MİRZA | Satış & Kariyer Koçu, Motivatör, Networker

Kimler Katılmalı : Her seviyeden Satış Profesyoneli, hayatın her alanında "Kendisini Satmak" kavramını başarı ile uygulamak isteyenler.

Etkinliğin Amacı : Katılımcıların “Motivasyonel Dirilişini“ sağlarken, kendi alanında Ülkemizde otorite olmuş marka isimler ile genç yetenekleri samimi bir konseptte bir araya getirerek doğal bir paylaşım ve gelişim ortamı yaratmaktır.

Etkinliğin farkı: Ana başlık “ Satış “ olsa da, standart eğitimlerden farklı olarak her katılımcı kendi içeriğini oluşturma hakkına sahip olacaktır. Konuşmacılar, katılımcıların talep ve sorularına göre esneyebilecektir. İnteraktif, doğal, rahat bir ortam ana hedeftir.

Etkinlik Tarihi: 09 Ekim 2013 Çarşamba, 19:30-21:30

Etkinlik Yeri : St. Joseph’liler Derneği Sosyal Tesisleri, Hülya Sok. No:56 Moda / Kadıköy

Katılım Bedeli: Her şey dahil kişi başı 30 TL’dir. ( İkramlar + İmzalı Sesli Kitap )

Not: Etkinlik kalitesi ve verimi açısından katılımcı sayısı 40 kişi ile sınırlıdır. Katılım bedeli girişte Organizatör tarafından nakit olarak tahsil edilecektir.

Kayıt ve diğer detaylar için;

Organizatör : Ergun MİRZA | TSB, Kurucu

Mobile : 0533 636 31 27
e-mail: ergun@ergunmirza.net
Kişisel motivasyon üzerine notlar..         



            



İşi bilmeden dünya devi nasıl oldu?
Oriflame, doğrudan satış modelinin ilk başarılı temsilcilerinden...



Kozmetik sektörünün en güçlü markalarından biri olarak da dikkat çekiyor. Şirketin öyküsü ise bir hayli ilginç. Oriflame Yönetim Kurulu Başkanı ROBERT AF JOCHNICK, iki kardeşiyle birlikte sektörde hiç deneyimleri olmadan bu işe girme cesareti gösterdiklerini söylüyor. Doğrudan satış işine inançlarının onları bir kozmetik devi haline getirdiğini belirtiyor. İlk 7 yıl hiç kâr etmediklerini itiraf ediyor ve "Yine de yılmadık. Bu işe olan inancımızla ve doğru hamlelerle bugün 1,5 milyar Euro'luk bir şirket haline gelmeyi başardık" diye konuşuyor. Oriflame, dünyanın önde gelen kozmetik markalarından biri. Doğrudan satış modeliıin ise en başarılı temsilcieriııden... Şirketin şu anki yönetin kurulu başkanı Robert Af Jocnick, bu işi kardeşleriyle birlikte tam bir girişimci gibi düşünerek kurduklarını söylüyor. İlk başlarda çok sıkıntı çektiklerini itiraf ediyor. Hatta ilk 7 yıl kâra geçemediklerini ama doğru insan kaynağına ulaşarak başarıyı yakaladıklarını belirtiyor. Oriflame, asıl gücünü reklam yapmak yerine eğitimli satış danışmanlarıyla doğrudan müşteriye ulaşarak elde etmiş durumda. Johnick, sektörde bu vizyonla geldikleri yeri ve Türkiye pazarıyla ilgili planlarını şöyle anlatıyor: "Toplam 3 milyon 600 bin satışdanışmanımızla 60 ülkede faaliyet gösteriyoruz. AR-GE'de çalışan 100 bilim adamımız da her yıl 350 yeni ürün çıkarıyor. Son dönemde ağırlıklı olarak Asya ülkelerinde büyüyoruz. Türkiye pazarını yükselen yıldız olarak tanımlıyoruz. Hatta Türkiye, en büyük pazarımız olmaya aday." Oriflame Yönetim Kurulu Başkanı Robert Af Jocnick'le markanın büyüme öyküsünü, örnek iş modelini, şirketin geldiği yeri ve kozmetikteki yeni trendleri konuştuk:
Capital: Oriflame'i kurmadan önce ne yapıyordunuz?
- Stockholm Ekonomi Üniversitesi'nden mezun oldum. Coca-Cola'da çalışmaya başladım. 27 yaşındayken Coca-Cola'nın Brüksel organizasyonunda ardından İskandinav ülkelerinde görev yaptım. Coca-Cola'nın o bölgedeki CFO'suydum. Benden 3 yaş büyük olan ağabeyim de aynı dönemde Frankfurt'taki Polaroid şirketinde çalışıyordu. Yani her ikimiz de büyük şirketlerde görev yapıyorduk. Çok gençtik ve bir mücadelenin içine girmek istiyorduk. Kendi şirketimizi kurma hayalimiz vardı. Fırsatlarla dolu bir hayatın içindeydik. En büyük ağabeyim, bir kozmetik şirketinin franchisee'sini almıştı. Onlar da doğrudan satış yapıyordu. Bu şirket başarısız olup iflas etti. Bunun üzerine en büyük ağabeyim, "Böyle bir iş modeli ve bu sektör çok iyi. Neden böyle bir iş kurmuyorsunuz" diye sordu. Daha önce Fransa'daki Electrolux için de çalışmıştım. Orada birkaç ürün için doğrudan satış yapmıştım. Yani doğrudan satışı biraz biliyordum. Bu nedenle "Neden olmasın" diyerek bu işe başladık.
Capital: İlk yıllarda en çok zorlandığınız konu ne oldu?
- Şirketi İsveç'te kurduk. O zamanlar İsveç sosyalist bir ülkeydi. Her şey çok sınırlanmış ve yasaklıydı. Dolayısıyla zor bir pazarda bu şirketi kurduk. Risk sermayesi denilen bir şey yoktu. Bankaların risk sermayesi ya da nakit para akışı çok sınırlıydı. Bizim gibi küçük şirketlerin bankalardan para alması çok zordu. 300 bin dolarımız vardı ve 10 bin dolar kredi aldık. Tüm paramız bu kadardı. Bu noktadan sonra şirketin hayatta kalması için çalıştık. Yaşadığımız en büyük zorluk, kaynak bulma konusunda oldu.

Capital: Peki şirketinizi bu noktaya getirme yolunda en önemli dönüm noktası ne oldu?
- Çok iyi kozmetikçileri bulmamız. bizim dönüm noktamız oldu. Çünkü kozmetikle ilgili hiçbir şey bilmiyorduk. Ürün bilgimiz yoktu. Bulduğumuz kozmetikçiler ürün çizgimizi çok iyi oluşturdu. Ürünlerin içeriğinin doğal olmasına çok dikkat ettik. Hiçbir ürünümüzü hayvanlar üzerinde test etmedik. Çok iyi formüller bulduk. Doğal ürünlerimizin ciltte alerjiye yol açabilecek ya da içinde parfüm olan ürünler olmamasına dikkat ettik. Bu sırada İsveç'te kozmetik çok küçük miktarda çok istisna parfümericilerde satılıyordu. Bu satıcılar, ürünlerin ismini bile doğru dürüst telaffuz edemiyordu. Bu nedenle evlere gidip tanıtım yapabileceğimiz bir sistem oluşturmaya karar verdik. Satış danışmanlarımız evlere giderek ürünü tanıtıyor, ürünün test edilmesini sağlıyordu. Bu iş modeli özellikle büyük şehirlerin dışındaki yerleşim yerleri için çok önemliydi. Çünkü o bölgelerde insanlar, iletişim kurmayı ve konuşmayı seviyordu. Bugün kozmetik ürünlerini alışveriş yaptığınız hemen her yerde görebilirsiniz. Ama bizim bu işi başlattığımız dönemde her şey bugünkünden farklıydı. Ayrıca çok şanslıydık ki çok iyi kişiler bizimle çalışmak istedi. İsveç'te başlattığımız bu işi daha sonra Danimarka, Finlandiya ve Norveç gibi farklı ülkelere taşıdık. Daha sonraki yıllarda da dünyaya açılma hareketimiz devam etti. 44 yıldır da aynı işi yapıyoruz.
Capital: Peki o dönemler kârlılık konusunda nasıl sonuçlar elde ettiniz?
- Açıkçası ilk 7 yıl kârlı bir şirket olamadık. Sonuçta bir yandan şirketin ayakta kalması için para arıyor, bir yandan da ürünlerimizi satmaya çalışıyorduk. Bence yeni kurulan 10 şirketten 9'u, kuruluşunun ilk 5 yılında batar. Biz 10'da 1 şirketten biri olduk. Çünkü ilk iş kurulduğunda para çok önemli. Biz bunun mücadelesini verdik ve bu durumdan başarıyla çıktık.
Capital: İş modeliniz başından beri aynı mıydı, yoksa yıllar içinde değişerek ve gelişerek mi bu hale geldi?
- Her şey zamanla değişir. Rekabetin yönü değiştikçe iş modelinde bazı gelişmeler tabii ki oluyor. Ama temele bakarsanız, biz insanlara "Gelin, eğlenin ve para kazanın" diyoruz. Bizimle çalışmak isteyenlere bir duygu aktarıyor, tutku ile şirkete bağlanmalarını istiyoruz. Başarma duygusunu onlara vermek için çalışıyoruz. Onlar kazanamazsa biz de kazanamayız. Onlar başardıkça, satış danışmanlarıyla çok güçlü bir ortaklık içine girmiş oluyoruz. Onlar bize güveniyor. Sonuçta aynı bottayız. Ürün çeşitliliğimiz çok kaliteli. Her yıl 350 yeni ürün çıkarıyoruz. Bu yüzden ürün
geliştirmeye çok önem veriyoruz. 6'ncı fabrikamızı Rusya'da açtık. Bu kadar güçlü bir şirket kültürüne sahip olmamız, önemli bir rekabet avantajı. İş modelimiz temelde bu ama tabii ki zamanla üzerine yeni planlar ekliyoruz.
Capital: Sizin yaptığınız işte inovasyon mümkün mü? Hangi alanları inovasyona açık?
- Biz tabii ki Lancome, Estee Lauder gibi şirketleri izliyoruz. Moda trendlerini takip ediyoruz. Onlar 10 milyon dolar reklam harcamaları gerçekleştirebiliyor. Biz kendi formüllerimizi üretiyoruz. Yeni inovasyonlar gerçekleştiriyoruz. Özellikle doğaya uygun doğal ürünler üretme hedefimiz var. 100 bilim adımımız kendi ürünlerimiz için çalışıyor. Dublin'de, İsveç'te farklı ürün geliştirmek için bilim adamlarımız, Oriflame için iş başında.
Capital: Yaptığınız işin en önemli özelliği nedir? İnsanlara ulaşmak mı onları ikna etmek mi?
- En önemli parçası insanları eğitim aşaması. Bu yılın ilk çeyreğinde 100 bin kişiyi eğittik. Doğrudan satıştaki gücünüzü kaç tane eğitimli elemana sahip olduğunuz gösterir. Bugün 3 milyon 600 bin satış danışmanına sahibiz. Ürünlerimizi satmaya çalışıyorlar, tüketiyorlar ve kendi network'lerini oluşturma hedefindeler. Örneğin siz Oriflame için çalışıyorsunuz, arkadaşınızı da bu şirkette çalışmak için ikna ediyorsunuz. Network işi çok önemli. İnternet ve sosyal medya doğrudan satış için çok önemli araçlar haline gelmeye başladı. Orada devamlı iletişim halinde olabiliyorsunuz. Bu çok heyecan verici bir gelişme.
Capital: Doğrudan pazarlama konusunda dünyada son 5 yılda en önemli gelişmeler neler oldu? Pazarlamanın bu türüne ilgi ve ihtiyaç ne düzeyde arttı?
- Trend, network kurarak büyümek. Bu şekildeki doğrudan satış şekli bazı ülkelerde çok yoğun bir şekilde kullanılıyor. Latin Amerika'da doğrudan satışın payı yüzde 20-30'larda.

Capital: Bugün en çok büyüyen kategorileriniz neler?
- En çok büyüyen kategorimiz güzellik ürünleri. Satışlarımızın yüzde 50'sini bu ürünler oluşturuyor. İkinci ürün kategorimiz incelten, şekil veren ürünler. Biz aynı zamanda elektrik süpürgesi gibi ürünler de satıyoruz. Bunlar çok pahalı ürünler ama satılıyor.
Capital: Dünyanın yaşadığı ekonomik kriz doğrudan pazarlamayı öne çıkardı mı?
- Dünyanın yaşadığı krizi Türkiye'de siz aynı şekilde hissetmediniz ama ekonomik olarak insanların daha fazla işe ihtiyaçları oldu. Zor zamanlarda, daha çok satış elemanımız oldu. Ama aynı zamanda insanlara bu ürünleri satmak daha zorlaştı. Bizim için en zor olan şey, insanları şirkete çekmekti. Yunanistan'da geleneksel kozmetik perakendecilerin satışları yüzde 24 azaldı. Bizim satışlarımız arttı ama zor bir dönemdi. Biz durağan bir dönem geçirdik.
Capital: Büyümenizde Türkiye'nin potansiyelini nasıl değerlendiriyorsunuz?
- Türkiye'de 1992 yılında operasyona başladık. Buradaki ilk doğrudan satış yapan güzellik markası olduk. Ürün kategorilerinde, Türkiye'de en fazla yüzde 26,9 ile koku, yüzde 23,7 ile makyaj, yüzde 20,2 ile cilt bakımı, yüzde 17 ile tuvalet malzemeleri, yüzde 4,3 ile aksesuar, yüzde 7,9 ile diğer ürünler geliyor. Pazar payı açısından Türkiye'deki doğrudan satış pazarında 3'üncüyüz. Türkiye, en büyük pazar olmaya aday ülkelerden biri. Burada çok başarılı bir markayız. Türkiye için "parlayan yıldız" diyorum. Pazar çok hızlı büyüyor. Burada neredeyse 20 yıldır varız. Bu nedenle çok mutluyuz. İnsanlar çok girişimci ve çalışmaya istekli.
Capital: Oriflame geçtiğimiz yıl dünyada ve Türkiye'de yüzde kaç büyüdü?
- Geçen yıl Türkiye'de yüzde 28, dünyada yüzde 12 büyüdük. Bunlar çok zor bir ortamda oldukça iyi oranlar. Bu yıl sonunda büyümemizin Türkiye'de yüzde 28'i aşacağına inanıyorum.

Başarının 7 kuralı
1-
Çok rekabetçiydik ve kaybetmeye tahammülümüz yoktu. Anne ve babamızın yanı sıra arkadaşlarımız, bize deli olduğumuzu söylüyordu.

2- Doğru kişilerle çalışmak ve şirket kültürünü çok iyi oturtmak bize başarıyı getirdi. Bugün başarımızın arkasında insan gücü yatıyor.

3- Yaptığımız işten keyif almamız da başarıda önemli rol oynuyor. Bizden kat be kat büyük rakiplerimizle hala rekabet edebiliyoruz.

4- Hala ilk günkü gibi çok girişimciyiz. Büyüdükçe bu duygumuz kaybolmadı.
5- Dünyada binlerce doğrudan satış yapan şirket var. Şimdi bu şirketlerin başında, onlara öncülük eden bir şirket konumundayız.
6- Bizim iş modelimiz nasıl doğrudan satış yapılması gerektiğinin örnek bir uygulaması. Oriflame'de çalışmak için satış danışmanlarımızdan hiçbir finansal yatırım beklemiyoruz.
7- Çalışanlarımıza eğitim veriyor ve satış için hazırlıyoruz. Bizimle çalışırken hiçbir risk almıyorlar. Başka şirketlerde böyle değil.
DÜNYADA YILLIK CİROSU 100 MİLYAR DOLAR
70 MİLYON KİŞİYE İŞ
Dünyada doğrudan satış sektöründe 70 milyon kişi çalışıyor. Satışlar yaklaşık olarak 100 milyar dolar civarında. Bazı ülkelerde, örneğin isveç'te satışların sadece yüzde 3'ü doğrudan satış. Brezilya'da bu oran yüzde 25-30 arasında. Türkiye'de ise yüzde 30 civarında.

TÜRKİYE'DE CİROSU 330 MİLYON EURO Türkiye'de kozmetik ve güzellik ürünlerinin satışı 2,5 milyar Euro. Doğrudan satış oranı ise 330 milyon Euro. Doğrudan satış gittikçe payını artırıyor. 10 yıl önce belki sadece toplam satışların yüzde 5'ini içeriyordu.
TREND HIZLA YÜKSELİYOR Doğrudan satış insanları içine alan, istihdamı artıran bir sektör. Kendi işini yapıp kendi paranı kazanmanı sağlıyor. Doğu Avrupa ve şu anda en büyük pazarımız olan Rusya'da doğrudan satışın toplam pazardan aldığı pay yüzde 20. Doğrudan satış gittikçe yükselen bir trend ile artıyor.
AVANTAJI NEREDE? Reklama büyük bütçeler ayırmamak. Doğrudan satışın reklamı olmaz. Estee Lauder ya da Lancome gibi şirketler satışlarının yüzde 15-20'sini reklama harcıyor. Ama biz sadece yüzde 2-3'ünü veriyoruz. Biz onun yerine satış danışmanlarımıza teşvik veriyoruz. Biz ağızdan ağza satıyoruz. Kişiler bizim ürünlerimizi kullanıp beğendikçe başkalarına anlatıyor.

ORIFLAME'İN DÜNYADAKİ GÜCÜ
1,5 MİLYAR EURO CİRO 1990'lı yıllardan beri yıllık ortalama yüzde 16 büyüyorduk. Bu da doğrudan satış şirketleri içinde bizi en hızlı büyüyen şirketlerden biri yapıyordu. 1990 yılında 70 milyon Euro olan ciromuz, şu anda 1 milyar 500 milyon Euro'ya çıktı. Tutarlı bir şekilde büyümeye devam ediyoruz.
HIZLI YAYILMA STRATEJİSİ Bugün en önemli pazarlarımız Doğu Avrupa, Rusya, Ukrayna, Kazakistan ve Mongolya. Bu pazarlardaki en büyük markalardan biriyiz. Bu nedenle Rusya'da fabrika açtık. Berlin duvarı yıkıldığında bu pazarlara çok hızlı bir şekilde yayılmayı başardık.
ÇOK İYİ İŞ ÇIKARDIK Çok iyi bir iş çıkardık. Asya bizim için çok önemli, mesela Endonezya 3'üncü büyük ülkemiz. Gelecekte Oriflame'i Vietnam ve Çin'de daha çok göreceğiz. Latin Amerika, Şili, Ekvator, Peru, Meksika, Afrika, Mısır ve Kenya gibi ülkelerde de varız. En büyük büyümenin Asya ve Latin Amerika'dan geldiğini söyleyebilirim ama satışlarımızın en önemli bölümü Sovyetler Birliği ülkelerinden. Bu nedenle fabrikayı orada açtık.
ODAK RUSYA AB'ye uyum konusunda ne olur bilmiyorum ama şu anda en fazla satış yaptığımız Rusya'ya odaklanmış durumdayız. Polonya, aynı zamanda en büyük pazarlarımızdan biri. Hindistan'da da çok uzun yıllardır varız. Ve orada olmanın tek yolu orada fabrika açmaya dayanıyordu. Çin'de lisans almanın tek yolu da orada fabrika açmaktı. Türkiye'de de fabrika açacağımız bir vakit gelecek. Türkiye'nin çok parlak bir pazar olduğunu biliyorum. H&M'in ana tedarikçisinin Türkiye olduğunu çok iyi biliyorum. Türkiye bu açıdan enteresan bir pazar.




SADAKATA GÜVENME, DÜKKANIN NEŞELİ OLSUN



Perakende Günleri’nin en ilginç konuşmacılarından Rick Segel de ‘müşteri sadakati’ kavramının geçerliliğini yitirdiğini düşünenlerden. . . Başarılı olmak isteyen kuruluşlara, her şeyden önce müşterilerine ‘neşeli ortamlar’ yaratmalarını öneriyor. ‘Kimse sevmediği insanlardan alışveriş yapmak istemez’ diyen Segel’in uyarısı özetle şöyle: Neşe insanları birbirine yakınlaştıran, bağlayan, sevilmeyi ve sürekli hatırlanmayı sağlayan bir enstrümandır, onu kullanmayı ihmal etmeyin. Neşe, işyerine bağlılığı artırmanın en kolay ve ucuz yoludur, bariyerleri yıkar, motivasyon sağlar, yaratıcılığı teşvik eder, dikkat çeker, neşe ile alınan mesajlar akılda kalır. . .
Son yıllarda, trendleri ve tüketici davranışlarını doğru yorumlayan herkes aynı görüşü savunuyor; müşterilerin bir ayağı dışarıda, her an rakiplere yönlenebilirler ve bundan da hiç bir şekilde vicdan azabı çekmezler. Perakende Günleri’nin en ilginç konuşmacılarından olan Rick Segel de müşteri sadakati kavramının giderek geçerliliğini yitirdiğini düşünenlerden. Bu yüzden, başarılı olmak isteyen kuruluşlara, öncelikle mevcut müşterilerini kaybetmemek için çaba göstermelerini ve her şeyden önce müşterilerine neşeli ortamlar yaratmalarını öneriyor.
‘Beklentileri aşın’ Ticarette sadakat, tıpkı özel yaşamdaki gibi birbirini anlama, özen gösterme, karşı tarafı kaybetmemek için çaba harcamanın sonucunda olabiliyor. Aslında ticarette sadakat son derece tek taraflı. Müşteri tıpkı her an gidebilecek bir sevgili konumunda, kuruluşlar onu kaybetmemek için sürekli tüm dikkatlerini ona ayırmak ve onu memnun kılmak zorundalar. Sevgilinin geçmişteki mutlu günlerin hatırına kendilerine sadık olacağını ve terk etmeyeceğini düşünenler, şaşkınlık içerisinde yanıldıklarını görüyorlar.
Sadakat için her şeyden önce karşı tarafı iyi anlamak gerekiyor. Rick Segel durumu harika bir cümleyle özetliyor: “Kimse sevmediği insanlardan alışveriş yapmak istemez. ” Segel, yoğun bir rekabet içinde, müşterinin internetten bazen satıcının kendisinin bile bildiğinden daha fazla şey öğrenebildiğini, televizyon seyrederken bir telefonla alışveriş yapabildiğine dikkat çekerek baskıcı satıcılar döneminin kapandığını belirtiyor. Perakendecilere her şeyden önce satış yapma şekillerini değiştirmelerini, müşterilere yaklaşımlarını yeniden gözden geçirmelerini öneriyor. Segel, müşteri hizmetinin iki boyutu olduğunu; ilk izlenimi, güven yaratmayı yani ilişki kurmayı kapsayan insani boyutu atlayarak, satış boyutuna geçilemeyeceğini belirterek şunları söylüyor: “Mağazacılar yeni işiniz beklenti yönetimi! Mağazanıza gelen müşterinin sadece beklentisini karşılamak değil onu aşmak, çevrenizdeki tüm rakiplerinizden farklılaşmak zorundasınız. Kibar, baskıcı olmayan satıcılarınız, tertemiz, güvenli ve rahat bir mağazanız, değişik ve kaliteli ürünleriniz var ve beklentileri karşılıyorsanız pek çok rakibiniz gibi şimdi neşeyi ve yaratıcılığı kullanarak beklentileri aşmanın zamanıdır. ”
Müşterinin sevgisini kazanmanın dokuz yolu
Segel’in müşterinin sevgisini kazanmak isteyenler için önerdiği dokuz ipucu şöyle:
1. Hizmet vermek için orada olduğunuzu unutmayın, kimse her şeyi bildiğini düşünen insanlardan hoşlanmaz. Egonuzu mağazanın kapısında bırakın!
2. Kompliman yapın, mutlu olsun. Kendini iyi hisseden birisine mi, yoksa mutsuz birisine mi satış yapmak kolaydır?
3. Kendinizi telefon, mail vb. yoluyla hatırlatın. Mesajlarınıza neşe ekleyin ki diğer mesajlar arasından sıyrılsın.
4. Neşe insanları birbirine yakınlaştıran, bağlayan, sevilmeyi ve sürekli hatırlanmayı sağlayan bir enstrümandır, onu kullanmayı ihmal etmeyin.
Neşe, işyerine bağlılığı arttırmanın en kolay ve ucuz yoludur, bariyerleri yıkar, motivasyon sağlar, yaratıcılığı teşvik eder. Dikkat yoksa iletişim yoktur. Neşe dikkat çeker, neşe ile alınan mesajlar akılda kalır. İşletmelerin ‘her sabah gelmek istenilen bir yere dönüşmesi’, yöneticilerinin astlarına aktardıklarının anlaşılır olması ve akılda kalması ancak işyerinde neşe ile mümkündür.
5. Mağazanızda neşe yaratacak her fırsatı değerlendirin, merak uyandırın! Müşterilerinizde merak uyandırmanın maliyeti çok düşük, geri dönüşü çok büyüktür.
6. Başarılı promosyonlar, mevcut ve potansiyel müşterilerinizin mağazanız hakkında konuşmasını, dilden dile reklamınızın yapılmasını sağlar. Promosyon ne kadar ilginç olursa, o kadar bedava reklam yaparsınız ve günümüzde hâlâ en etkili reklam dost tavsiyesidir.
7. Promosyon kararını verirken şu sorulara cevap arayın; ‘Satışlarımı arttıracak, mağazamı fark edilebilir yapacak mı?’ Müşterilerim ve personelim için eğlenceli olacak mı?
8. Mağazanızda heyecan ve trafik yaratmanın başka bir yolu da indirimlerdir. Her mağazacı indirime ihtiyaç duymayacağı günleri hayal eder ancak gerçek böyle değildir, satmayan ürünlerden kurtulmak için indirim kampanyalarına ihtiyacımız vardır. Başarılı bir indirim kampanyası nelere sahip olmalıdır? ‘Bir temaya, bir isme, bir başlangıç ve daha da önemlisi bir bitiş tarihine!’ Tüm müşterilere duyurulmaya! Ve en önemlisi ‘neşeye’.
9. İndirim kampanyaları müşterilerinizi bir festival havasına sokabilecek neşeye sahip olmalıdır. Merak uyandıracak mı? Bir gazeteye haber olacak kadar iyi fikir üretebildim mi? Gibi soruların cevabı ‘evet’ olmayabilir. Başlangıç önemlidir. Her promosyonunuz bir öncekinden iyi olsun, yaparken öğrenin ve promosyonlarınızı geliştirin.
Kaynak: Fatoş Karahasan,19. 10. 2004 Milliyet Gazetesi


İşyerinde Stresle Baş Etme Yolları
Akşam yorgunluklarını engellemek için yağsız et, balık ya da tavuktan oluşan yüksek proteinli bir öğle yemeği yiyin (balık, et, tavuk, salata).
    Gün sonunda rahatlamak ve ruh halinizi düzeltmek için karbonhidrat bakımından zengin bir akşam yemeği yiyin (makarna, bakliyat, sebze, salata).
    Hazım sisteminizin hareketlenmesi için lifli beslenmeyi deneyin.
    İş yükünüzü azaltın. Yapmanız gereken işler arasında bir seçim yapın ve size hangisi daha fazla zevk veriyorsa onu yapın.
    "Hayır" demeyi öğrenin. Aşırı stres altında olan insanlar genellikle kendilerini ifade edemezler ve her şeyi yutarak, "Bunu yapmak istemiyorum" veya "Yardıma ihtiyacım var" demek yerine bütün işleri kendi başlarına halletmeye çalışırlar! Böylece kaldırabileceklerinden çok daha fazlasını yüklenirler.
    Su için. Masanızda daima su bulundurun ve sık sık, yudum yudum için.
    İyi uyuyun. Uykunun sizi dinlendirdiğinden ve beyninizi boşalttığından emin olun.
    Öfkenizi dizginlemeyi öğrenin: Spor yaparak, duygularınızı dışa vurarak, biraz da bunlarla dalga geçerek gerginliğinizi azaltın.
    Kaslarınızı gevşetin: Gün sonunda vücut derecesinden 1-2 derece yüksek olan küvette 15 dakika yatın.
    Elinize sıkabileceğiniz bir şeyler alın: İşyerinizdeki masanızda bir el egzersiz aleti yada tenis topu bulundurun ve gergin olduğunuzda bunu sıkın.
    Başkalarına yardımcı olun: Bu başarı duygusunu ve kendine saygıyı aşılar. Ayrıca başkalarının dertlerini görünce kendi sorunlarınızın ne kadar önemsiz olduğunu anlayabilirsiniz.
    Dik oturun: Bu nefes almanızı kolaylaştırır.
    Nefesinizi tutun, doğru nefes almayı öğrenin: Bu teknik 30 saniyede rahatlamanıza yardımcı olabilir. Derin bir nefes alın ve içinizde tutun. Ellerinizi parmak uçlarınızı birleştirerek itin. 5 saniye bekleyin ve ellerinizi gevşetirken nefesinizi yavaşça bırakın. Rahatlayana kadar bu hareketi 5-6 kez tekrarlayın.
    Espri gücünüzü kullanın. Araştırmalar güldüğünüzde stresle savaşan beyin kimyasallarının salgılandığını göstermiştir.
    10 dakikalık bir tatil yapın: Sadece gözlerinizi kapatın, derin bir nefes alın ve kendinizi deniz kenarında düşleyin. Güneşin sıcaklığını hissedin. Dalgaları dinleyin. Havadaki deniz kokusunu içinize çekin. Kendinizle stres arasına biraz mesafe koyun. Günde birkaç dakika süreli bir "tatil araları" size çok yardımcı olabilir.
    Koklayın: Masanızda bir elma veya limon bulundurmak sinirlerinizi yatıştırabilir.
    Sesinizi alçaltın: Eğer çok gürültülü bir ortamda yaşıyor veya çalışıyorsanız kulak tıkacı kullanmayı deneyin. Aldığınız tıkaçların, sesi en az 20 desibel azalttığından emin olun.
    Programınızı gevşetin: Yapacağınız hemen hemen bütün işlerin sizin öngördüğünüzden daha uzun süre alabileceğinin farkına varın. Bir işi bitirmek için kendinize yeterli zamanı vererek anksiyetenizi azaltabilirsiniz.
    Liste yapın: Stresi yenmek için önceliklerimizi belirlemeyi öğrenmemiz gerekiyor. Her günün başlangıcında tanımlamanız gereken en önemli işinizi seçin ve onu bitirin. Eğer yapılacaklar listesi yapan biriyseniz bir kerede beşten fazla madde koymayın.
    Strateji geliştirin: Bazı kişiler sizi gereksiz yere strese sokuyorsa, kim olurlarsa olsunlar, bir an durup kendinizi onların yerine koyun.
    Boş zamanlar üretin: Mutluluk için yeterince bol boş zamana sahip olmak şarttır. Boş zamanları yeterince kuvvetli bir stres giderici olarak kullanabilirsiniz.
    Esnek olun: Kolay öfkelenmeyin. Hiddetten ve şiddetten sakının. Kabul edebileceğiniz esneklik sınırlarını olabildiğince geniş tutun.
    Ayağınızı yorganınıza göre uzatın: Gelirinizin üzerinde bir yaşam tarzı benimsemek hastalanmanıza neden olabilir. Alabama Üniversitesi’nde yapılan bir çalışmada karşılayamayacakları kadar yüksek düzeyde bir yaşam standardında yaşamaya çalışan ailelerde sağlık problemleri gelişme olasılığının yüksek olduğu bulunmuştur.
 
Kaynak:yüksekhedef
Ekleyen:Semra Ak


Glenn Cunningham
Kansas´ taki bir okulda iki kardeş çalışıyordu ve her sabah sınıftaki sobayı yakmak onların göreviydi..Soğuk bir günün sabahı, kardeşler sobayı temizlediler ve odunla doldurdular..Birisi bir şişe gazı odunların üstüne döktükten sonra ateşe verdi..O anda öyle bir patlama oldu ki, eski bina sallandı !..Patlama sırasınd...a büyük kardeş öldü..! Diğerininde bacakları feci şekilde yandı !..
Daha sonra, şişeye yanlışlıkla benzin doldurulduğu ortaya çıktı..! Yaralanan çocuğu tedavi eden doktor, çocuğun bacaklarını kesmenin daha iyi olacağını söyledi !..Anne ve babası yıkılmıştı ; Zaten bir oğullarını yitirmişlerdi..! Şimdi de diğer oğulları, bacaklarını kaybedecekti !..Fakat inançlarını kaybetmemişlerdi..Doktora kesme işlemini ertelemesini rica ettiler..Doktor kısa bir süre için bunu kabul etti..Anne ve baba çocuklarının bacaklarının iyileşmesi için dua ediyor ve hergün doktordan kesmeyi birgün daha ertelemesini istiyorlardı !..Bu, iki ay sürdü..Doktorla hergün tartışıyorlardı..! Bu arada çocuklarını birgün tekrar yürüyebileceğine inandırıyorlardı..Çocuğun bacakları kesilmedi ama sargılar açıldığında, sağ bacağının diğerinden 6 cm daha kısa olduğu ortaya çıktı..Sol ayağındaki parmaklar da neredeyse yoktu !..
Fakat genç adam kararlıydı ; Acılar içinde kıvranmasına rağmen, hergün egzersiz yaptı ve nihayet bir iki adım atmayı başardı..Genç adam, daha sonra koltuk değneklerinden de kurtuldu ve yürümeye, sonra da koşmaya başladı..Bu genç adam koştu, koştu ve koştu..Neredeyse kesilmek üzere olan bacakları ona bir dünya rekoru bile kazandırdı..Bu genç adam ; Glenn Cunningham´ dı..´ Dünyanın En Hızlı İnsanı ´ olarak tanınan gence ; ´ Madison Square Garden ´ da yüzyılın sporcusu ünvanı verildi...*
´ Yüreğinin ve iradenin gücünü eğer son damlasına kadar kullanırsan;BAŞARI kaçınılmaz sonuçtur.

En son eklenen haberler.