60 yaşındaki iş adamı Uğur Barlık, girişimcilik öyküsüyle dikkat çekiyor. 40 yıl önce Çorum'da babasının değirmen parçası üretimi yapan atölyesinde işe başlayan Barlık, işleri o kadar büyütmüş ki, geçen sürede 40 ülkeye anahtar teslim un fabrikası kurmuş.
Çorum'da babasına ait değirmen parçası üretimi yapan atölyede 40 yıl önce işe girerek çalışma hayatına atılan 60 yaşındaki Uğur Barlık, 40 ülkeye anahtar teslim un fabrikası kurar hale geldi. Evli 2 çocuk babası Uğur Barlık, 40 yıl önce babasına ait değirmen parçası imalatının yapıldığı atölyede kardeşiyle birlikte işe başladığını anlattı.
ÖNCE KENDİ FABRİKASI
Zaman içerisinde önce kendine ait un fabrikasını kurduğunu kaydeden Barlık, şimdi de yurt dışına anahtar teslim un fabrikası kurduğunu söyledi. Uğur Barlık Mısır, Fas, Azerbaycan, İtalya, Nijerya, Etiyopya, Tanzanya, Portekiz, Kazakistan, Ukrayna, Gürcistan, Nahçıvan, gibi ülkelere anahtar teslimi un fabrikası kurduklarını belirtti.
1.500 KİŞİYE İSTİHDAM
Ailesinin geçmişte çok varlıklı bir aile olmadığını belirten Barlık, şunları anlattı: "Babam un fabrikasında çalışan bir ustaydı. Daha sonra kendine bir atölye açtı. Burada çalışarak değirmen parçalarının imalatını yapıyorduk. Yavaş yavaş işlerimiz arttı ve büyümeye başladık. Bugün 40’dan fazla ülkede anahtar teslim fabrika kurduk. Bunun dışında kendi grubumuzun bünyesinde de 13 şirket bulunuyor. Bin 500 kişi şirketlerde istihdam ediliyor."

Nusret Gökçe başarı hikayesini anlattıBin 800 TL maaştan 400 çalışanlı et imparatorluğuna bir başarı hikayesi.. Nusret Gökçe..


Bir maden işçisinin 5 çocuğundan biri Nusret Gökçe.. Maddi imkansızlıklar nedeniyle Faik Şahenk Ortaokulu'nu bırakınca, aldı bıçağı eline etlerin canına okudu. Son maaşı alıp Arjantin'e gitti, dönüşünce kasaplığın kitabını yeniden yazdı. Peşpeşe açtığı şubelerin ardından şimdi Londra yolunda..
Nusret Gökçe, başta Etiler sakinleri olmak üzere Beyaz Türk zümresinin en uğrak yeri olan Nusret, başarı hikayesini Akşam'dan Önder Sarıahmetoğlu'na anlattı.

(Bunun adı kafes. 2 kişilik pirzolanın fiyatı 200 lira.)

NUSRET'İN BAŞARI HİKAYESİ

- Kim olduğundan, nereden geldiğinden bahseder misin biraz?
1983'te Erzurum'da doğdum. Bir maden işçisinin 5 çocuğundan biriyim... Daha 2 yaşındayken Erzurum'dan Darıca'ya taşındık ailece. İşi sebebiyle ancak 4-5 haftada bir gün görebildim babamı. Sadece en küçük kardeşim lise mezunu, onun dışında hiçbirimiz okuyamadık maddi sebeplerden dolayı. Darıca Faik Şahenk Ortaokulu'nu altınca sınıfta terk etmek zorunda kaldım.
- Meslek hayatın nasıl başladı?
Bostancı kasaplar çarşısında, kasap çırağı olarak başladım. Aynı anda 10 ustayla bir dakika boş durmadan çalıştım. Hiç senelik izin yapmadım, mesai gözetmedim. Günde 18 saat aktiftim.
- Kırılma noktası neydi?
2007'de İstinye Park'ta kasap-restoran konsepti hizmete başladı. Bu oluşum beni heyecanlandırdı. 2008-2009'da 'bu iş dünyada nasıl acaba?' dedim. Arjantin, Amerika ve Japonya en iyisi oralara gitmeliydim.
- Yabancı dil yok, bilgi yok, nasıl cesaret ettin?
Fransız bir müşterim aracı oldu, son maaşım ve kredi kartından çektiğim 7 bin TL ile 2009 yılında Arjantin'e gittim. Üç ay boyunca çiftliklerde, kasaplarda, restoranlarda gezdim.
- Türkiye'ye dönünce ne yaptın?
Maaşlı işime devam ettim. Çalıştığım kurumda tüm öğrendiklerimi sergilemeye başladım. 'Lokum'u ilk ben yaptım. 'Ceviz'i, 'Kafes'i ilk bende yedi insanlar. Gittim geldim, sanki etin kimyası değişti. 2010'da Amerika'ydı hedefim. Vize başvurusunda bulundum ama hesabımda para yok, üstüme kayıtlı evim, mülküm yok, evli değilim. 4 kez reddedildim. Arjantin sonrası birkaç kez gazete ve dergide çıkmıştım. Görevliye onları okuttum, 3 aylık vize verdi. ABD'de yaptığım mönü New York Times'da yayınlandı. New York'un en önde gelen dört restoranında para almadan, kaçak çalıştım.

"SANA PARA SAYMA MAKİNESİ ALACAĞIM"

- Türkiye'ye döndüğünde seni bekleyen bir işin yoktu...
Zaten niyetim kendi yerimi açmaktı. Çok teklif geldi. Mithat Erdem, eski bir dostumdu. Ben emeğimi koydum, o parayı. İsim ne olacak dedi, bir kağıda Nusret yazdım, 'et' kısmını ayırdım. 'Parayı ver, kısa süre sonra sana bir para sayma makinesi alacağım, para sayacaksın' dedim. 5-6 ay sonra tüm yatırım çıkmıştı. Payıma düşeni ödemiştim.
- Nasıl bir his başarmak?
İlk dükkanımda her akşam kapının karşısına geçer adımın yazdığı tabelayı seyrederdim. Dua edip, şükrederdim. Hala da şükrederim.
- Sonra Doğuş Grubu'yla bir ortaklık yaptın ve 'Şampiyonlar Ligi'ne girdin. Nasıl gerçekleşti?
2009 yılında şimdi D.Ream şirketinin CEO'su olan Levent Veziroğlu "Nusret çok iyi şeyler olacak" demişti. Geçen yıl da Doğuş Grubu'yla imzayı attık.

400 ÇALIŞANLI ET İMPARATORLUĞU

- Nasıl değişiklikler oldu hayatında?
Eskiden 1.800 lira maaşlı bir çalışandım şimdi adım altında 400 çalışanımız var. Şu an güzel bir noktadayım ve hala yükselmek için çalışıyorum. Yurtdışından jetleriyle yemek yemeye gelen müşterilerimiz var, bu büyük mutluluk.

AJDA'YA KAFES ACUN'A ANTRİKOT

- Bir çok ünlüye servis veriyorsun. Kim ne yer?
Orhan Gencebay: Orta-iyiye doğru pişmiş yağsız, yumuşak et sever.
Ajda Pekkan: Gizli gurmedir. Gözü kapalı servis yapın ne yediğini söyler. Steak tartar'a bayılır, Spagetti ve Kafes tercihleridir.
Acun Ilıcalı: Acun Abi de oldukça yoğun tempo çalışan bir adam. Et çok sever. Antrikot'a bayılır.
 
Tüm dünyada olduğu gibi Türkiye’de de girişimciliğin son derece revaçta olduğu şu günlerde, The Next Web’in sitesinde yayınlanan altın değerindeki 5 tavsiyeyi sizlerle paylaşalım istedik.
100 milyar dolar eden Facebook, 1 milyar dolara satılan Instagram, on milyarlarca dolar değer biçilen Twitter, cirolarıyla rekor üstüne rekor kıran fırsat siteleri…
Girişimcilik, özellikle de internet girişimciliği son yıllarda daha önce hiç olmadığı kadar popüler bir alan. Konuştuğumuz bazı isimler, özellikle 2010 yılından sonra Türkiye’deki internet girişimlerinin ve girişimcilerinin sayısının 10 katı, 100 katı gibi rakamlara ulaştığını ifade ediyorlar. Bunların çoğu doğal olarak internet üzerinde başarı kazanmış ve iyi fiyatlara elden çıkarılmış, popüler tabirle “Exit yapmış” girişimlerin başarısından ilham alıyorlar.
Diğer yandan şu da bir gerçek ki nasıl Amerika’daki binlerce girişim arasından sadece bir tane Twitter, Facebook çıkıyorsa Türkiye’deki çoğu girişim de ilk fonlarını alamadan veya hayal ettiği o büyük çıkışı gerçekleştiremeden silinip gidecek. Yine de biz içerik sağlayan bir ekip olarak, cesareti olan tüm girişimci ruhların arkasındayız ve kimsenin basit kuralları gözardı ettiği için başarısız olmasını istemeyiz.
O nedenle The Next Web’de yer alan ve tüm girişimcilerin dikkate alması gerektiğini düşündüğümüz makalesindeki 5 değerli ipucunu sizlerle paylaşmak istedik.
Olay, Pipedrive adlı bir girişimin eski Google çalışanlarından oluşan Angelpad adlı bir yatırımcı grubundan danışmanlık almasıyla başlıyor. Bakınız Pipedrive, Angelpad’ın yönlendirmesiyle nereden nereye geliyor.
1. Mücadeleye hazır olun, yanlış yapabileceğinizi baştan kabullenin
“Bir girişime sahip olmaki suratınıza defalarca yumruk yemek gibidir” demiş Paul Graham. Pipedrive, Angelpad tarafından yönlendirilmeye başladığında gelen ilk eleştiri “Web sitenizde çok fazla öğe var, insanın dikkatini dağıtıyor ve odağın genişlemesine sebep oluyor” olmuş.
Pipedrive’ın girişimciler başta inanmamışlar, yaptıklarının doğru olduğunu düşünmüşler. Ancak sonradan ana sayfada yer alan içeriğin yüzde 80′ini kaldırıp “Daha fazla bilgi” butonunun altına aldıklarında ve “Kayıt ol” butonunu öne çıkardıklarında kayıt olan ziyaretçi oranının 3 katına çıktığını görmüşler.
Daha sonra yine tavsiye üzerine servise 4 yeni dil eklenmesi gündeme gelmiş. Servisin sunduğu diller arasına Portekizce ekledikten sonra Brezilya en büyük 2. gelir kapısına dönüşmüş.
2. Yerleşim önemlidir, konumunuza değer verin
Pipedrive, yolculuğuna küçük bir Avrupa ülkesi olan Estonya’da başlamış. Ancak bir süre sonra asıl hedefledikleri kişilere uzak olmanın ne demek olduğunun farkın varmışlar. Çünkü konuştukları yatırımcılar ve potansiyel iş birlikçileri sürekli “Siz Estonya’dasınız, biz San Fransisko’da” gibi bahaneler üretmeye yatkın olduğunu görmüşler. “Biz Estonya’dayken dünyaca ünlü yatırımcıların gelip kapınızdan girmesi de zor bir ihtimaldi, Silikon Vadisi bu iş için biçilmiş kaftan” diyorlar.
Diğer yandan, girişimin konumu şirketin değerini de doğrudan etkiliyor. Avrupa’da 1-2 milyon dolar değer biçilen bir girişim Amerika’nın doğu kıyılarında 2-3 milyon, Silikon Vadisi’nde 4-5 milyon dolar edebiliyor.
3. Yatırımcıların ilgisini çekmek istiyorsanız sürekli hareket halinde olun
Başarı için doğru zamanlama çok önemlidir. Tıpkı ikili ilişkilerde olduğu gibi yatırımcı ilişkileri de çift taraflı özveri ister ve karşı tarafı tavlamak için kısa bir süre için dahi olsa “Fazlaca çekici” olmanız gerekir.
Peki hareketi nasıl sağlarsınız? Birçok yolu var. Ünlü bir yatırımcıyla birlikte görünürsünüz, medyatik bir ünlüyü yanınıza çekersiniz, basında haber olursunuz, yeni özellikleri piyasaya sürersiniz gibi gibi. Eğer momentumu kaybettiğinizi düşünüyorsanız, yatırım toplamayı bırakıp yeniden ürüne odaklanmak yapabileceğiniz en iyi şey olacaktır.
Son zamanlarda girişimlerin kuluçka aşamasından çıkmak için 3-6 ayda daha fazla zamana ihtiyaç duyması da dikkat çeken bir diğer konu.
4. Yatırımcıların değer verdiği 4 konuya dikkat edin
Yatırımcılar girişimcilere destek olmak için genel olarak 4 şeye dikkat ederler.
  1.  Ürünü hayata geçirebilecek misiniz?
  2. İnsanlar ürünü kullanacak mı?
  3. Kullanmak için para öderler mi?
  4. Sürüler halinde ürüne akın ederler mi?
Biraz zalimce görünebilir ama bu 4 vaadi yerine getirme konusundaki vaatleriniz ikna edici değilse işiniz biraz zor.
5. E-postalarınız ve sunumlarınız küçük ekranlarda okunacak, hazırlıklı olun
Yatırımcıların çoğu meşgul insanlardır, sürekli hareket halinde olurlar ve bir yerde uzun süre oturmazlar. O nedenle gönderdiğiniz mesajların mobil cihazlarda okunacağını düşünerek hareket edin. Hatta mesajı asıl sahibine göndermeden önce kendi cihazınızda nasıl göründüğünü test edin. Sunumlarda çok fazla detay mı var? Azaltın. Mesaj küçük ekranda okumak için fazla mı uzun? Kısaltın.
Ayrıca unutmayın ki e-posta iletişimi yatırımcıdan görüşme için randevu alma amacına hizmet eder. Gerekmedikçe ve istenmedikçe detaylı bilgi paylaşmak, büyük dosyalar yollamak için kullanmayın.
BTnet kaynaklı alıntı haberimizi tüm okurlarımızın ilgi ve bilgisine sunuyoruz.
Vişne, kiraz ve elma üretimiyle ünlü Sultandağı'nda firmalar, satışları artırıp tüketicilerin dikkatini çekebilmek amacıyla çeşitli yöntemlere başvuruyor.
Yılda yaklaşık 10 bin ton elmanın piyasaya sürüldüğü ilçede bir firma, kırmızı renkli elmalara ''gülen yüz'' simgesi yerleştirdi. Özellikle çocukların ilgisini çeken ''gülen yüzlü elmalar'', alışveriş merkezlerinden yoğun siparişler alıyor.
Firma sorumlusu Mehmet Top, elma satışlarını artırabilmek için çeşitli yöntemlere başvurduklarını ve özellikle çocuklu ailelerin ilgisini çeken gülen yüzlü elmaları piyasaya sürdüklerini söyledi.
Bu elmaları, alışveriş merkezlerinin isteği üzerine yetiştirdiklerini belirten Top, şöyle konuştu:
''Gülen yüzlü elmalar, satışlarımızı artırdı. Özellikle alışveriş merkezlerinden yoğun siparişler geliyor. Alışveriş merkezlerinin manav reyonlarında gülen yüzlü elmaların bir albenisi, cazibesi oluyor. Ailece gidildiğinde çocukların yanı sıra biz bile 'Bu nasıl bir elmadır?' deyip alabiliyoruz. Elmaların üzerine yaptığımız 'gülen yüz' uygulamasında elmanın fiyatı değişmiyor. Fiyatları, elmanın kalitesine göre belirliyoruz.''
''Gülen Yüzlü Elma'' Nasıl Yapılıyor?
Gülen yüzlü elma yapımına ilişkin bilgi veren firma sahibi Mehmet Top, elmalar henüz olgunlaşmamışken kadın işçiler tarafından bir haftada ''gülen yüz'' simgelerinin ürünlere yapıştırıldığını, meyve olgunlaştıktan sonra da şeklinin açıkça görülebildiğini bildirdi.
Top, istenen bir isim ya da şekli elmalara uygulamanın mümkün olabildiğine işaret ederek, bu sayede elmaların daha çok dikkati çektiğini kaydetti.
Soğuk hava deposunda beklettikleri gülen yüzlü elmaları, siparişler üzerine müşterilere gönderdiklerini ifade eden Top, ellerinde az sayıda gülen yüzlü elma kaldığını ve yeniden üretmeyi planladıklarını sözlerine ekledi.
Bu başarı getiren ilginç inovasyon fikri için girişimci Mehmet Top'u tebrik ediyor, Haber7 kaynaklı alıntı haberimizi tüm okurlarımızın ilgi ve bilgisine sunuyoruz.

80 bin kişiye istihdam sağlayacak dev yatırım


Türkiye'nin ilk biyomedikal teknoparkı Çatalca'da kuruluyor. İshak Alaton'un kurduğu ve yerli-yabancı pek çok firmanın faaliyet göstereceği teknoparkın yaklaşık 80 bin kişiye istihdam yaratması bekleniyor.
İshak Alaton kişisel yatırımı olarak sağlık sektöründe sessiz sedasız büyüyor. Stent üreten şirketi Alvimedica şimdi Türkiye'nin ilk biyomedikal teknoparkını yapıyor: Çatalca Sağlık Teknoparkı...
Milliyet'ten Songül Hatısaru'nun haberine göre sonbaharda temeli atılacak ve bir yıl içinde tamamlanması düşünülen teknoparkta 20 bin kişi çalışacak. Teknoparkın dolaylı olarak yaratacağı istihdamın ise 80 bin kişiye ulaşması bekleniyor. Şimdiden 4 yabancı dev tıp şirketi teknoparkta yer almak için ön anlaşma imzaladı.
Teknopark için, Amerika'da bilimsel alanda en fazla buluşu olan bir üniversite ile işbirliğine gidildi. Harvard başta olmak üzere yurtdışında önemli birimlerin başında bulunan Türk akademisyenlerin Türkiye'ye dönmesi için görüşmeler yürütülüyor. Teknoparkta hem Ar-Ge çalışmaları yapılacak hem de üretim. Bakanlar Kurulu kararının ardından start alacak yatırımla ilgili sorularımı Alaton ve Bozkurt yanıtladı.
STENTTE MARKA OLDU

İshak Bey nereden çıktı sağlık sektörü, Alarko köprüler, yollar inşa ederken?..

İnsan güzel bir varlık. İnsan hayatının ömrünün uzatılması her zaman ilgi alanımda olmuştur. Benim bu duygumu uyandıran, sağlık işlerindeki ortağım doktor Cem Bozkurt oldu. 15 yıldan bu yana tanışıyoruz. 20 yıl önce Güneydoğu'da bir sitrik asit fabrikası kuracaktık birlikte.Adıyaman'da. Şirketi de kurduk. Ortaklığı da tescil ettirdik. Fakat başarısız olduk. O zamanlar, ordunun borusu ötüyordu. Bizi oraya sokmadılar. Ordu bizim orada iş yapmamızı istemedi. Açık bir şekilde bunu söylediler.

Neden?
Ordu orada sadece savaşıyor. Savaşan bir ortamda bir yatırım, endüstri falan görmek istemediler herhalde. 'Baş belası' dediler. 'Siz buradan toz olun' dediler. Biz de toz olduk. O iş kaldı. Ama Cem ile ortaklığımız teori de devam etti. Cem bir gün stent ve katater projesini getirdi. Stent, balon yapan bir atölyeyi almayı önerdi.
Aldık, 20 milyon dolar yatırım yaptık. Alvimedica, 6 yılda 150 milyon dolarlık bir yatırım haline geldi. Bugün damarı tıkanmış hastaların çaresi haline geldik. Dünyada sayılı dört şirket varsa onlardan birisi biziz.
720 DÖNÜME KURULACAK

Çatalca Teknopark nasıl bir yatırım olacak?

Biyomedikal teknolojiler alanında çalışan şirket, yatırımcı ve akademisyenleri bir araya getirecek, geniş katılımlı bir biyomedikal teknopark olacak. Çatalca Sağlık Teknoparkı, İstanbul Çatalca'da 720 dönümlük bir arazi üzerinde kurulacak. Türkiye'nin ilk biyomedikal teknoparkı olacak.
Yatırımı kim yapacak?

Girişimsel kardiyoloji alanında kendi geliştirdiği kateter ve stentlerle Türkiye'nin ilk ve tek üretici firması konumunda olan Alvimedica şirketimiz.
Alvimedica bir Alarko Holding şirketi mi?

Hayır, değil. 5 yıl önce şahsi girişimimle kurulan bağımsız bir şirket Alvimedica. Ben, kızım Leyla Alaton, oğlum Vedat Alaton ve doktor Cem Bozkurt'un ortaklığı var.
HEM AR-GE HEM ÜRETİM

Üretim de olacak mı?

Cem Bozkurt: İkisi de olacak. İlaç Ar-Ge'si yapan bir şirketin aynı zamanda üretim tesisi de o parkın içinde olacak.
Biyomedikal yatırımınız fiyatları düşürecek mi?

Biyomedikal teknolojisi fiyatları düşürmeye başladı. Bakın, dünyada şu anda en ucuz stent, balon, katater Türkiye'de. Biz üretiyoruz. İlaçsız stentimizin adedi 192 TL. İlaçlı stentimiz ise 1.018 TL. ABD'den gelen stentin fiyatı ise 3 bin dolar. Aynı işlevi görüyor. Bizim doktorumuzda da, hastamızda da yabancı ürün takıntısı var. ABD'den geleni tercih ediyor. Üretimimizin yüzde 90'ını ihraç ediyoruz. Güney Amerika, Çin, Hindistan, Rusya, İran her yere gönderiyoruz. Nasıl kıyafette yabancı marka takıntısı varsa, sağlık ürünlerinde de aynısı var.
Bakın bugün en büyük kavgamız ne? Kanserli hastaların ilaçlarını yabancı şirketler getirmiyor.İnsanlar sokaklarda karaborsadan kanser ilaçlarını arıyorlar. O fabrikalar Türkiye'de olsa, Türkiye'de üretilse bu yaşanır mı? Mümkün değil.
TERSİNE BEYİN GÖÇÜ

Yabancı işbirlikleri var mı?

ABD'nin Ar-Ge alanında en ünlü üniversitesi ile birlikte çalışıyoruz. Teknoparkın en önemli etkisi ise tersine beyin göçünde olacak. Harvard, Stanford, Georgia Tech, Penn State gibi Amerika'nın önemli üniversitelerinde çalışan araştırmacıların Türkiye'ye dönebilmeleri için iş ortamı oluşturacağız.
Ne kadara mal olacak?

İlk etabı 120 milyon dolara mal olacak. Bu altyapı maliyeti. Ondan sonra firmalar gelip fabrikalarını veya Ar-Ge merkezlerini kurmak istediklerinde ek yatırım yapacaklar.

Bugün bir ilaç fabrikası aşağı yukarı 100 milyon dolara mal oluyor. Ama bir firma  gelip kiralamak istiyoruz derse, o zaman fabrikayı biz kurup onlara kiralayacağız. Birinci bölüm tamamlanıp tüm alan kullanılınca ikinci faza geçilecek.
İkinci bölümde aynı maliyetlere çıkacak. Birinci bölümde 40 fabrika, ikinci bölümde ise 45 fabrika olacak.
İlk etapta neler olacak?

Google kampusu gibi olacak. Ar-Ge merkezinin üçüncü katı tamamen yüzme havuzu olacak. Biyo-şirket oluşumu yönetim alanları, 100 yataklı oteli, restoranı... Ortak kullanım için büyük bir agora olacak. 2 bin metrekarelik food court alanı. Spor merkezi...
Teknopark'ın İstanbul'un yaratacağı değer ne olacak?

Cem Bozkurt: Türkiye'de kendi alanında ilk, dünyada ise benzer birkaç projeden biri olacak. Proje tamamlandığında 20 bin kalifiye iş gücü için doğrudan istihdam sağlanacak.

Bir teknoparkta sağlanan doğrudan istihdamın civar bölgelerde 4-5 dolaylı işkolu yarattığı düşünülürse, projenin Çatalca bölgesinde yaklaşık 65-80 bin kişilik dolaylı bir istihdam yaratacağını tahmin ediyoruz. Teknopark, akademi-sanayi işbirliğini sağlayacak.
230 MİLYAR DOLARLIK PAZAR

Global biyoteknoloji pazarının büyüklüğü nedir?

Cem Bozkurt: Sektör, 2012'de 228.6 milyar dolarlık iş hacmine ulaştı. 2015'te ise 398 milyar dolarlık iş hacmi yaratması bekleniyor. Türkiye bu pazarda yer alan 48 ülke içinde 39. sırada.
MEHMET ÖZ İŞSİZ KALACAK!

Kalp ve damar hastalıklarının tedavisi üzerine faaliyet gösteriyorsunuz. Kalp deyince aklımıza ilk gelen isimlerden biri de Mehmet Öz. İrtibatınız var mı? Ürünlerinizle ilgili ne düşünüyor?

Babası da yakın arkadaşımdı. 90'ların sonuna kadar Mehmet Öz kalp cerrahı olarak ön plandaydı. Zaman içinde cerrahlığı bıraktı. Televizyon yıldızı oldu. Şimdi politikaya atılacak.
Vali ardından cumhurbaşkanlığına aday olacak. Bunun gerisinde ne var biliyor musun? Adamı bizim stent işimiz işsiz bıraktı! 2000 yılında ABD'de cerrahi olarak tedavi gören kalp hastalarının adedi 470 bin dolayındaydı.
O arada da stentler, kateterler, balon endüstrisi gelişti. Stentle, giderek ameliyata gerek kalmadan damarın açılabildiği teknoloji yayıldı. 470 bin dolayındaki operasyon sayısı her yıl azaldı. Üstelik nüfusun çoğalmasına rağmen.
Öyle ki 2007'de kalp cerrahisi ameliyatlarında sayı 90 bine indi. Şimdi daha da inmiştir. Stentle damarı açmak yeni teknolojide artık çok daha tercih ediliyor. Bir gün Mehmet Öz bana dedi ki, "Ben bu işin sona ermekte olduğunu gördüm.
Cerrahi olarak o kadar az hasta geliyor ki, anladım ki bu işin sonu geldi. İşsiz kalma yolundaydım! Kendimi TV programlarında guru olarak daha iyi hissediyorum. Çünkü daha gencim' dedi.
YABANCILAR SIRAYA GİRDİ

Şu anda kaç firma var teknoparkta yer almak isteyen?

Cem Bozkurt: Şu ana kadar 4 yabancı firma başvurdu. Biri Alman, diğeri Fransız iki önemli ilaç şirketi ön anlaşma yaptılar. Fransız şirketi dermatoloji alanında çok önemli bir şirket. Bütün büyük diğer dermatoloji firmalarının ilaçlarının bulucusu. İstanbul'da büyümek istiyorlar.
Hintli bir aşı üreticisi ve halen İrlanda'da yerleşik iki tıbbi cihaz şirketi de geliyor. Bu firmalar İstanbul'a gelip üretimlerini burada yapacaklar. Sağlık ve Sanayi bakanlıklarımız yeni kurulacak firmaların bu alanda kümelenmesi için yönlendirme yapacak. Kendisine bu alanı stratejik iş olarak gören Türk yatırımcılar da gelecektir.
Yabancılarla ortaklık şeklinde de gelmelerini bekliyoruz. Orta ölçekli Türk firmaları Ar-Ge'ye yatırım yapma kararı alırlarsa burada hem Ar-Ge'lerini geliştirebilecekler hem de yurtdışına çok daha süratle açılabilecekler. Türk firmalarının en büyük eksikliği yurtdışında nasıl yatırım yapacaklarını bilmemeleri...
Onlara yurtdışında ruhsatlandırma desteği vereceğiz. Yurtdışının tamamına lojistik destek vereceğiz. Singapur, Hollanda Uruguay'da Alvimedica'nın depoları var. Lojistik hab olarak oraları da kullandırabileceğiz. Uluslararası alanda nasıl klinik çalışma yapacaklarına dair de servis vereceğiz.
Türk kirazı dünya liderliğine oynuyor 



Uludağ Yaş Meyve Sebze İhracatçıları Birliği (UYMSİB) Başkanı Salih Çalı, "Türkiye, dünyada kiraz üretiminde birinci. İhracatta ise ABD ile yarışıyor. İkinci ama aradaki fark çok az" dedi.

Türk kirazı, üretimden sonra ihracatta da dünya liderliğine oynuyor
Çalı, Gürsu ilçesinde düzenlediği basın toplantısında, bölgede son günlerde görülen yağışların kiraz üzerindeki etkisinin en geç 10 gün içinde hissedilebileceğini bildirdi.
Bazı erkenci bölgelerde yağışlardan dolayı meyve tutumunda, dolayısıyla ürün miktarında azalma ve dolu yüzünden kalite bozuklukları gözlendiğini belirten Çalı, kiraz sezonuna ilişkin tam olarak ölçülebilmiş bir etkiden şu an için söz edilemeyeceğini anlattı.
Bu yıl, geçen senenin ihracat miktarına ulaşmayı hedeflediklerini dile getiren Çalı, "Geçen yıl kiraz ihracatı rekor kırmıştı. Miktar olarak 57 bin ton, değer olarak da 160 milyon dolara yaklaşmıştı. Kiraz üretimi dünyada 2 milyon 250 bin ton, Türkiye'de yaklaşık 450 bin ton. Türkiye, dünyada kiraz üretiminde birinci. İhracatta ABD ile yarışıyor. İkinci ama aradaki fark çok az" ifadesini kullandı.
Çalı, birlik olarak Türkiye için örnek olduklarına dikkati çekti.
Türkiye'nin geçen yıl ortalama ihraç kiraz bedelinin kilogram başına 2,80 dolar olduğunu hatırlatan Çalı, şöyle devam etti:
"Burada şöyle güzel bir ayrıntı var; UYMSİB üzerinden çıkan kirazın miktarı yaklaşık 5 bin ton. Bunun parasal değeri, karşılığı da 23 milyon dolar. Yani ortalama kilogram başına 4,60 dolar çıkıyor. UYMSİB üzerinden yapılan ihracatta katma değer daha fazla olmuş. Türkiye ortalaması 2,80 dolar, burası 4,60 dolar. Bu da tamamıyla birliğimiz üzerinden ihraç edilen kirazdaki pazarın etkisi, katma değerin sağlanması, üst düzey marketlere hitap etmesi ve bunun için de teknolojiyi kullanmakla sağlandı."
Siyah incirde "ABD ipe un seriyor"
ABD'ye, Bursa siyah inciri için ihracat izni çalışmalarının devam ettiğine de değinen Çalı, 2007 yılında başlatılan girişimlerden sonuç alınamadığına dikkati çekti.
Çalı, ABD'nin ilgili kuruluşlarının, bekledikleri izni vermediğini anlatarak, şunları kaydetti:
"ABD ipe un seriyor. Bütün çalışmaları yaptık, heyetler geldi, gitti. Niye? 2007'den bu yana 6 sene geçmiş, 7'nci senenin içindeyiz. Gerekçe şu; 'Türkiye'de Bursa siyah incirinde, Akdeniz meyvesi sineği zararlısı olabilir, vardır değil, olabilir' endişesi. Biz bunun olmadığını da kendilerine kanıtladık. Nasıl kanıtladık? Geçen sene ısrarlarımızla ABD'den teknik uzmanlar geldi. Teknik ve üst düzey uzmanlara arazide, bahçelerde hazırlanmış tuzaklarda Akdeniz meyve sineğinin olmadığını gösterdik. Hem de kendi kabul edebilecekleri çalışmalarla. Uluslararası ticarette 'tarife dışı engeller' diye bir başlık var. Kanaatimiz; bu konuyla ilgili ABD'nin tarife dışı engel koyduğu yönünde."
Bursa siyah incirinde erken olgunlaşmayı sağlayan "ethephon" adlı hormonun kullanılmaması konusunda önemli bir başarı sağladıkları bilgisini veren Çalı, bu konuda Bursa Valiliği ve üreticilerin büyük çaba gösterdiğini sözlerine ekle
Bursa'da ailesinin kurduğu soğutma fabrikasının genel müdürlüğünü yapan Duygu Kaplan, 4 yılda şirket cirosunu 6 milyon liradan 60 milyon liraya çıkardı
Bursa'da, aile şirketinin genel müdürlüğünü yapan iş kadını, 4 yılda ciroyu 10k kat artırarak hızlı bir yükseliş çizgisi yakaladı.
Soğutma üniteleri üreten firmanın genel müdürü Endüstri Mühendisi Duygu Kaplan (32), AA muhabirine yaptığı açıklamada, ABD'nin California State  master yaptığını ve 2005 yılında aile şirketinde işe başladığını söyledi.
Genel müdürlüğü 2009'dan bu yana yürüttüğünü ve bu yıl Bursa Girişimci İşadamları Derneği (BUGİAD) tarafından "yılın iş kadını" seçildiğini belirten Kaplan, firmada tüm kademelerde görev yaptığını anlattı.
Babası ve iki amcasının, 1978'de Konya'dan Bursa'ya gelerek kurdukları işletmenin şimdi yurt içi ile  dünyanın 48 ülkesine ihracat yaptığını vurgulayan Kaplan, şöyle devam etti:
"Şirkete başladığım zaman, yani 2005'te ciromuz 4 milyon liraydı. 2009 senesinde genel müdürlük görevine başladığımda 6 milyon lira olmuştu. Bugün ise bu yıl için 60 milyon lira hedefimize yaklaştık. 2005'te 50 civarında çalışanımız varken bugün 355 çalışanımız var. Bu da ciddi bir kurumsal yapıyı ve kadrolaşmayı gerektiriyor. Hiçbir şey tek başına yapılmıyor. Ekip çok önemli. 70 beyaz yakamız var, bunun yarısından fazlası mühendis. Bu bir başarı göstergesi ama daha önemlisi ne kadar verimli olduğunuz. Sadece kendinize değil, çevreye, dünyaya bıraktığınız değer, tasarladığınız yenilikler neler? Bunlar önemli."
 "İş odaklı yaşayan bir insanım"
İş hayatını çok sevdiğini söyleyen Kaplan, iki yaşında bir erkek çocuk sahibi olduğunu ve doğum yaptığı dönemde bile çalışmaya devam ettiğini bildirdi.
Kaplan, iş hayatına aile şirketinde başlamadığını, yaz tatillerinde ve okuldan arta kalan zamanlarda sürekli çalıştığını anlattı.
Çocukluğunun, babasının işlerinden dolayı sürekli iş hayatında geçtiğini vurgulayan Kaplan, şunları kaydetti:
"İş odaklı yaşayan bir insanım ve seviyorum da bunu. Hobim ve işim artık iç içe geçmiş durumda. ABD'de yüksek lisansımı tamamlayıp aile şirketimizde işe başladığım dönemden bu yana elde ettiğim başarılar aslında kurumsallaşma ve ekip işi. Aile şirketinde ilk işe başladığımda beni ihracat bölümüne verdiler. O zamanlar ciddi ihracatı yoktu ve bu işe yeni yeni başlamıştı şirket. Küçük bir işletmeydi. Yaklaşık 50 çalışanımız vardı. Baba ve amcalar aktif olarak işin içerisindeydi ve ciddi bir kurumsal yapı yoktu. Biz yeni nesil olarak yurt içi ve dışında bir sürü yenilik gördük. Uygulamayı düşündüğümüz bir sürü şey vardı. Çok hareketli bir yapım var ve her şey bir an önce olsun istiyorum. Beni ihracata koydular. Oradan üretime indim, depoya indim, farklı bölümlere girdim. Her birinde deneyim sahibi olmak istedim. Bu aslında kimsenin bana 'Duygu şunu yap' dediği bir şey değildi. O benim içimden geldi, bilmek ve tanımak istedim."
İşi bilmeden dünya devi nasıl oldu?
Oriflame, doğrudan satış modelinin ilk başarılı temsilcilerinden...



Kozmetik sektörünün en güçlü markalarından biri olarak da dikkat çekiyor. Şirketin öyküsü ise bir hayli ilginç. Oriflame Yönetim Kurulu Başkanı ROBERT AF JOCHNICK, iki kardeşiyle birlikte sektörde hiç deneyimleri olmadan bu işe girme cesareti gösterdiklerini söylüyor. Doğrudan satış işine inançlarının onları bir kozmetik devi haline getirdiğini belirtiyor. İlk 7 yıl hiç kâr etmediklerini itiraf ediyor ve "Yine de yılmadık. Bu işe olan inancımızla ve doğru hamlelerle bugün 1,5 milyar Euro'luk bir şirket haline gelmeyi başardık" diye konuşuyor. Oriflame, dünyanın önde gelen kozmetik markalarından biri. Doğrudan satış modeliıin ise en başarılı temsilcieriııden... Şirketin şu anki yönetin kurulu başkanı Robert Af Jocnick, bu işi kardeşleriyle birlikte tam bir girişimci gibi düşünerek kurduklarını söylüyor. İlk başlarda çok sıkıntı çektiklerini itiraf ediyor. Hatta ilk 7 yıl kâra geçemediklerini ama doğru insan kaynağına ulaşarak başarıyı yakaladıklarını belirtiyor. Oriflame, asıl gücünü reklam yapmak yerine eğitimli satış danışmanlarıyla doğrudan müşteriye ulaşarak elde etmiş durumda. Johnick, sektörde bu vizyonla geldikleri yeri ve Türkiye pazarıyla ilgili planlarını şöyle anlatıyor: "Toplam 3 milyon 600 bin satışdanışmanımızla 60 ülkede faaliyet gösteriyoruz. AR-GE'de çalışan 100 bilim adamımız da her yıl 350 yeni ürün çıkarıyor. Son dönemde ağırlıklı olarak Asya ülkelerinde büyüyoruz. Türkiye pazarını yükselen yıldız olarak tanımlıyoruz. Hatta Türkiye, en büyük pazarımız olmaya aday." Oriflame Yönetim Kurulu Başkanı Robert Af Jocnick'le markanın büyüme öyküsünü, örnek iş modelini, şirketin geldiği yeri ve kozmetikteki yeni trendleri konuştuk:
Capital: Oriflame'i kurmadan önce ne yapıyordunuz?
- Stockholm Ekonomi Üniversitesi'nden mezun oldum. Coca-Cola'da çalışmaya başladım. 27 yaşındayken Coca-Cola'nın Brüksel organizasyonunda ardından İskandinav ülkelerinde görev yaptım. Coca-Cola'nın o bölgedeki CFO'suydum. Benden 3 yaş büyük olan ağabeyim de aynı dönemde Frankfurt'taki Polaroid şirketinde çalışıyordu. Yani her ikimiz de büyük şirketlerde görev yapıyorduk. Çok gençtik ve bir mücadelenin içine girmek istiyorduk. Kendi şirketimizi kurma hayalimiz vardı. Fırsatlarla dolu bir hayatın içindeydik. En büyük ağabeyim, bir kozmetik şirketinin franchisee'sini almıştı. Onlar da doğrudan satış yapıyordu. Bu şirket başarısız olup iflas etti. Bunun üzerine en büyük ağabeyim, "Böyle bir iş modeli ve bu sektör çok iyi. Neden böyle bir iş kurmuyorsunuz" diye sordu. Daha önce Fransa'daki Electrolux için de çalışmıştım. Orada birkaç ürün için doğrudan satış yapmıştım. Yani doğrudan satışı biraz biliyordum. Bu nedenle "Neden olmasın" diyerek bu işe başladık.
Capital: İlk yıllarda en çok zorlandığınız konu ne oldu?
- Şirketi İsveç'te kurduk. O zamanlar İsveç sosyalist bir ülkeydi. Her şey çok sınırlanmış ve yasaklıydı. Dolayısıyla zor bir pazarda bu şirketi kurduk. Risk sermayesi denilen bir şey yoktu. Bankaların risk sermayesi ya da nakit para akışı çok sınırlıydı. Bizim gibi küçük şirketlerin bankalardan para alması çok zordu. 300 bin dolarımız vardı ve 10 bin dolar kredi aldık. Tüm paramız bu kadardı. Bu noktadan sonra şirketin hayatta kalması için çalıştık. Yaşadığımız en büyük zorluk, kaynak bulma konusunda oldu.

Capital: Peki şirketinizi bu noktaya getirme yolunda en önemli dönüm noktası ne oldu?
- Çok iyi kozmetikçileri bulmamız. bizim dönüm noktamız oldu. Çünkü kozmetikle ilgili hiçbir şey bilmiyorduk. Ürün bilgimiz yoktu. Bulduğumuz kozmetikçiler ürün çizgimizi çok iyi oluşturdu. Ürünlerin içeriğinin doğal olmasına çok dikkat ettik. Hiçbir ürünümüzü hayvanlar üzerinde test etmedik. Çok iyi formüller bulduk. Doğal ürünlerimizin ciltte alerjiye yol açabilecek ya da içinde parfüm olan ürünler olmamasına dikkat ettik. Bu sırada İsveç'te kozmetik çok küçük miktarda çok istisna parfümericilerde satılıyordu. Bu satıcılar, ürünlerin ismini bile doğru dürüst telaffuz edemiyordu. Bu nedenle evlere gidip tanıtım yapabileceğimiz bir sistem oluşturmaya karar verdik. Satış danışmanlarımız evlere giderek ürünü tanıtıyor, ürünün test edilmesini sağlıyordu. Bu iş modeli özellikle büyük şehirlerin dışındaki yerleşim yerleri için çok önemliydi. Çünkü o bölgelerde insanlar, iletişim kurmayı ve konuşmayı seviyordu. Bugün kozmetik ürünlerini alışveriş yaptığınız hemen her yerde görebilirsiniz. Ama bizim bu işi başlattığımız dönemde her şey bugünkünden farklıydı. Ayrıca çok şanslıydık ki çok iyi kişiler bizimle çalışmak istedi. İsveç'te başlattığımız bu işi daha sonra Danimarka, Finlandiya ve Norveç gibi farklı ülkelere taşıdık. Daha sonraki yıllarda da dünyaya açılma hareketimiz devam etti. 44 yıldır da aynı işi yapıyoruz.
Capital: Peki o dönemler kârlılık konusunda nasıl sonuçlar elde ettiniz?
- Açıkçası ilk 7 yıl kârlı bir şirket olamadık. Sonuçta bir yandan şirketin ayakta kalması için para arıyor, bir yandan da ürünlerimizi satmaya çalışıyorduk. Bence yeni kurulan 10 şirketten 9'u, kuruluşunun ilk 5 yılında batar. Biz 10'da 1 şirketten biri olduk. Çünkü ilk iş kurulduğunda para çok önemli. Biz bunun mücadelesini verdik ve bu durumdan başarıyla çıktık.
Capital: İş modeliniz başından beri aynı mıydı, yoksa yıllar içinde değişerek ve gelişerek mi bu hale geldi?
- Her şey zamanla değişir. Rekabetin yönü değiştikçe iş modelinde bazı gelişmeler tabii ki oluyor. Ama temele bakarsanız, biz insanlara "Gelin, eğlenin ve para kazanın" diyoruz. Bizimle çalışmak isteyenlere bir duygu aktarıyor, tutku ile şirkete bağlanmalarını istiyoruz. Başarma duygusunu onlara vermek için çalışıyoruz. Onlar kazanamazsa biz de kazanamayız. Onlar başardıkça, satış danışmanlarıyla çok güçlü bir ortaklık içine girmiş oluyoruz. Onlar bize güveniyor. Sonuçta aynı bottayız. Ürün çeşitliliğimiz çok kaliteli. Her yıl 350 yeni ürün çıkarıyoruz. Bu yüzden ürün
geliştirmeye çok önem veriyoruz. 6'ncı fabrikamızı Rusya'da açtık. Bu kadar güçlü bir şirket kültürüne sahip olmamız, önemli bir rekabet avantajı. İş modelimiz temelde bu ama tabii ki zamanla üzerine yeni planlar ekliyoruz.
Capital: Sizin yaptığınız işte inovasyon mümkün mü? Hangi alanları inovasyona açık?
- Biz tabii ki Lancome, Estee Lauder gibi şirketleri izliyoruz. Moda trendlerini takip ediyoruz. Onlar 10 milyon dolar reklam harcamaları gerçekleştirebiliyor. Biz kendi formüllerimizi üretiyoruz. Yeni inovasyonlar gerçekleştiriyoruz. Özellikle doğaya uygun doğal ürünler üretme hedefimiz var. 100 bilim adımımız kendi ürünlerimiz için çalışıyor. Dublin'de, İsveç'te farklı ürün geliştirmek için bilim adamlarımız, Oriflame için iş başında.
Capital: Yaptığınız işin en önemli özelliği nedir? İnsanlara ulaşmak mı onları ikna etmek mi?
- En önemli parçası insanları eğitim aşaması. Bu yılın ilk çeyreğinde 100 bin kişiyi eğittik. Doğrudan satıştaki gücünüzü kaç tane eğitimli elemana sahip olduğunuz gösterir. Bugün 3 milyon 600 bin satış danışmanına sahibiz. Ürünlerimizi satmaya çalışıyorlar, tüketiyorlar ve kendi network'lerini oluşturma hedefindeler. Örneğin siz Oriflame için çalışıyorsunuz, arkadaşınızı da bu şirkette çalışmak için ikna ediyorsunuz. Network işi çok önemli. İnternet ve sosyal medya doğrudan satış için çok önemli araçlar haline gelmeye başladı. Orada devamlı iletişim halinde olabiliyorsunuz. Bu çok heyecan verici bir gelişme.
Capital: Doğrudan pazarlama konusunda dünyada son 5 yılda en önemli gelişmeler neler oldu? Pazarlamanın bu türüne ilgi ve ihtiyaç ne düzeyde arttı?
- Trend, network kurarak büyümek. Bu şekildeki doğrudan satış şekli bazı ülkelerde çok yoğun bir şekilde kullanılıyor. Latin Amerika'da doğrudan satışın payı yüzde 20-30'larda.

Capital: Bugün en çok büyüyen kategorileriniz neler?
- En çok büyüyen kategorimiz güzellik ürünleri. Satışlarımızın yüzde 50'sini bu ürünler oluşturuyor. İkinci ürün kategorimiz incelten, şekil veren ürünler. Biz aynı zamanda elektrik süpürgesi gibi ürünler de satıyoruz. Bunlar çok pahalı ürünler ama satılıyor.
Capital: Dünyanın yaşadığı ekonomik kriz doğrudan pazarlamayı öne çıkardı mı?
- Dünyanın yaşadığı krizi Türkiye'de siz aynı şekilde hissetmediniz ama ekonomik olarak insanların daha fazla işe ihtiyaçları oldu. Zor zamanlarda, daha çok satış elemanımız oldu. Ama aynı zamanda insanlara bu ürünleri satmak daha zorlaştı. Bizim için en zor olan şey, insanları şirkete çekmekti. Yunanistan'da geleneksel kozmetik perakendecilerin satışları yüzde 24 azaldı. Bizim satışlarımız arttı ama zor bir dönemdi. Biz durağan bir dönem geçirdik.
Capital: Büyümenizde Türkiye'nin potansiyelini nasıl değerlendiriyorsunuz?
- Türkiye'de 1992 yılında operasyona başladık. Buradaki ilk doğrudan satış yapan güzellik markası olduk. Ürün kategorilerinde, Türkiye'de en fazla yüzde 26,9 ile koku, yüzde 23,7 ile makyaj, yüzde 20,2 ile cilt bakımı, yüzde 17 ile tuvalet malzemeleri, yüzde 4,3 ile aksesuar, yüzde 7,9 ile diğer ürünler geliyor. Pazar payı açısından Türkiye'deki doğrudan satış pazarında 3'üncüyüz. Türkiye, en büyük pazar olmaya aday ülkelerden biri. Burada çok başarılı bir markayız. Türkiye için "parlayan yıldız" diyorum. Pazar çok hızlı büyüyor. Burada neredeyse 20 yıldır varız. Bu nedenle çok mutluyuz. İnsanlar çok girişimci ve çalışmaya istekli.
Capital: Oriflame geçtiğimiz yıl dünyada ve Türkiye'de yüzde kaç büyüdü?
- Geçen yıl Türkiye'de yüzde 28, dünyada yüzde 12 büyüdük. Bunlar çok zor bir ortamda oldukça iyi oranlar. Bu yıl sonunda büyümemizin Türkiye'de yüzde 28'i aşacağına inanıyorum.

Başarının 7 kuralı
1-
Çok rekabetçiydik ve kaybetmeye tahammülümüz yoktu. Anne ve babamızın yanı sıra arkadaşlarımız, bize deli olduğumuzu söylüyordu.

2- Doğru kişilerle çalışmak ve şirket kültürünü çok iyi oturtmak bize başarıyı getirdi. Bugün başarımızın arkasında insan gücü yatıyor.

3- Yaptığımız işten keyif almamız da başarıda önemli rol oynuyor. Bizden kat be kat büyük rakiplerimizle hala rekabet edebiliyoruz.

4- Hala ilk günkü gibi çok girişimciyiz. Büyüdükçe bu duygumuz kaybolmadı.
5- Dünyada binlerce doğrudan satış yapan şirket var. Şimdi bu şirketlerin başında, onlara öncülük eden bir şirket konumundayız.
6- Bizim iş modelimiz nasıl doğrudan satış yapılması gerektiğinin örnek bir uygulaması. Oriflame'de çalışmak için satış danışmanlarımızdan hiçbir finansal yatırım beklemiyoruz.
7- Çalışanlarımıza eğitim veriyor ve satış için hazırlıyoruz. Bizimle çalışırken hiçbir risk almıyorlar. Başka şirketlerde böyle değil.
DÜNYADA YILLIK CİROSU 100 MİLYAR DOLAR
70 MİLYON KİŞİYE İŞ
Dünyada doğrudan satış sektöründe 70 milyon kişi çalışıyor. Satışlar yaklaşık olarak 100 milyar dolar civarında. Bazı ülkelerde, örneğin isveç'te satışların sadece yüzde 3'ü doğrudan satış. Brezilya'da bu oran yüzde 25-30 arasında. Türkiye'de ise yüzde 30 civarında.

TÜRKİYE'DE CİROSU 330 MİLYON EURO Türkiye'de kozmetik ve güzellik ürünlerinin satışı 2,5 milyar Euro. Doğrudan satış oranı ise 330 milyon Euro. Doğrudan satış gittikçe payını artırıyor. 10 yıl önce belki sadece toplam satışların yüzde 5'ini içeriyordu.
TREND HIZLA YÜKSELİYOR Doğrudan satış insanları içine alan, istihdamı artıran bir sektör. Kendi işini yapıp kendi paranı kazanmanı sağlıyor. Doğu Avrupa ve şu anda en büyük pazarımız olan Rusya'da doğrudan satışın toplam pazardan aldığı pay yüzde 20. Doğrudan satış gittikçe yükselen bir trend ile artıyor.
AVANTAJI NEREDE? Reklama büyük bütçeler ayırmamak. Doğrudan satışın reklamı olmaz. Estee Lauder ya da Lancome gibi şirketler satışlarının yüzde 15-20'sini reklama harcıyor. Ama biz sadece yüzde 2-3'ünü veriyoruz. Biz onun yerine satış danışmanlarımıza teşvik veriyoruz. Biz ağızdan ağza satıyoruz. Kişiler bizim ürünlerimizi kullanıp beğendikçe başkalarına anlatıyor.

ORIFLAME'İN DÜNYADAKİ GÜCÜ
1,5 MİLYAR EURO CİRO 1990'lı yıllardan beri yıllık ortalama yüzde 16 büyüyorduk. Bu da doğrudan satış şirketleri içinde bizi en hızlı büyüyen şirketlerden biri yapıyordu. 1990 yılında 70 milyon Euro olan ciromuz, şu anda 1 milyar 500 milyon Euro'ya çıktı. Tutarlı bir şekilde büyümeye devam ediyoruz.
HIZLI YAYILMA STRATEJİSİ Bugün en önemli pazarlarımız Doğu Avrupa, Rusya, Ukrayna, Kazakistan ve Mongolya. Bu pazarlardaki en büyük markalardan biriyiz. Bu nedenle Rusya'da fabrika açtık. Berlin duvarı yıkıldığında bu pazarlara çok hızlı bir şekilde yayılmayı başardık.
ÇOK İYİ İŞ ÇIKARDIK Çok iyi bir iş çıkardık. Asya bizim için çok önemli, mesela Endonezya 3'üncü büyük ülkemiz. Gelecekte Oriflame'i Vietnam ve Çin'de daha çok göreceğiz. Latin Amerika, Şili, Ekvator, Peru, Meksika, Afrika, Mısır ve Kenya gibi ülkelerde de varız. En büyük büyümenin Asya ve Latin Amerika'dan geldiğini söyleyebilirim ama satışlarımızın en önemli bölümü Sovyetler Birliği ülkelerinden. Bu nedenle fabrikayı orada açtık.
ODAK RUSYA AB'ye uyum konusunda ne olur bilmiyorum ama şu anda en fazla satış yaptığımız Rusya'ya odaklanmış durumdayız. Polonya, aynı zamanda en büyük pazarlarımızdan biri. Hindistan'da da çok uzun yıllardır varız. Ve orada olmanın tek yolu orada fabrika açmaya dayanıyordu. Çin'de lisans almanın tek yolu da orada fabrika açmaktı. Türkiye'de de fabrika açacağımız bir vakit gelecek. Türkiye'nin çok parlak bir pazar olduğunu biliyorum. H&M'in ana tedarikçisinin Türkiye olduğunu çok iyi biliyorum. Türkiye bu açıdan enteresan bir pazar.




En son eklenen haberler.